Yazılar

Yeni Tanı Tip 1 Diyabetli Çocukla Yaşam Rehberi

 


Hepimizin hikayesi az ya da çok birbirine benziyor. Çok su içip çok sık tuvalete giden, kilo kaybeden, bir anda sinirli ve yorgun birine dönüşen çocuğunuzdaki değişiklikleri fark etmeniz ve çocuğunuza Tip 1 Diyabet teşhisi konulması…

Dünyanızın başınıza yıkıldığı an.

Daha çok küçük.

Bir şekilde insülin iğneleri veya pompası kullanmaya başlaması, duygusal gelgitler, hayatımızda ani ve köklü bir değişim.

Ama buna uyum sağlamak zorundasınız, çünkü artık anne-baba olmak dışında bir göreviniz daha var: siz artık çocuğunuzun görevini gerektiği gibi yerine getirmeyen pankreası da olmak zorundasınız. En azından çocuğunuz bir yetişkin olana dek.

Hastaneden eğitiminizi de alıp çıktınız, ve nihayet evinize döndünüz: Ama panik duygusu yakanızı bırakmıyor. Bir yanda bu ani ve ömür boyu sürecek hastalığa alışmaya çalışan çocuğunuz ve aileniz, diğer yanda diyet ve gıda değişim listesi var. Endişe duygusundan asla kurtulamayacağınızı ve asla alışamayacağınızı mı düşünüyorsunuz? Ne yemek yapacağınızı bilmiyor musunuz? Alışacaksınız ve mutlaka düzeninizi kuracaksınız. İhtiyacınız olan tek şey zaman.

Bir arkadaşınız size Bade’nin Şekeri’ni tavsiye etti, web siteme baktınız ama burada gördüğünüz tarifler sizleri daha da paniğe mi sürükledi? Glutensiz beslenmesi mi gerekiyor? Diyetisyen ya da doktor bize böyle bir şey demedi!

Yeni diyabet teşhisi almış ailelerden o kadar çok mesaj alıyorum ki böyle bir yazı yazmak şart oldu.

Sizler zaten tip 1 diyabetli çocuğunuzla yaşamın teknik detaylarını artık biliyorsunuz. Ben yeni hayatınızın daha duygusal ve pek dile getirilmeyen boyutuna ineceğim.


 


1-Yeni bir beslenme düzenine geçmeli mi ?

Eğer okumadıysanız ve doğal beslenme hareketine yabancıysanız Pr. Dr. Ahmet Aydın’ın Taş Devri Diyeti’ni okuyun. Pr. Dr. Canan Karatay’ın tüm kitaplarını okuyun. Dr. Ümit Aktaş’ın tüm kitaplarını okuyun. Beslenme Bülteni’ne girin ve oradaki, Doç. Dr Hasan Önal ve Pr Dr. Ahmet Aydın’a ait tüm makaleleri okuyun.

Sonra buzdolabındaki margarini ve market yumurtalarını çöpe atın, dolaptaki Ayçiçek yağını dökün. UHT sütleri bir daha almayın. Kendinize güvenilir bir sütçü bulun, bahsettiğim tür sütçülere açık süt satış yasağı yok. Serbest gezen tavuk yumurtası alın. Yoğurt, kefir mayalayın. Turşunuzu, salçanızı, ekmeğinizi, zeytininizi, peynirinizi kendiniz yapın. Yapamıyorsanız memleketten, köylüden alın. Paketli, katkılı ürünleri almayın. Rafine şeker tüketmeyin. Bunları ben değil, yukarıda bahsettiğim doktorlar söylüyor.

Glutensiz beslenme konusuna gelirsek: ben kızımın glutenli gıdaları tüketmesini istemiyorum ve kaçamak yaptığında içten içe gıcık oluyorum. Sebebi ise Tip 1 Diyabet ve gluten arasındaki bağ. Modern buğday artık pek çok hastalıkla bağdaştırılıyor. Örneğin, buğday tüketmeyi ben kesmek zorundaydım ve kestim, ama ailenin diğer üyeleri için eve siyez unu/buğdayı alıyorum.

Özetle, doğal beslenin.

2-Doğal besleneceğim derken de çocuğunuzu tehlikeye atmayın.

Ağır hipoglisemi, yani 50 mg/dl altındaki kan şekerinin tedavisinde bal/pekmez kullanmayın. Bal ve pekmez kan şekerini klasik şeker veya glukagon kadar hızlı yükseltmez. Halbuki ağır hipoglisemi sırasında bilinç kaybı ve beyin ölümü yaşanabileceği için kan şekerini mümkün olduğu kadar hızla yükseltmeniz gerekir. Hipoglisemi çok ciddi bir durum olduğu için tedavisi hastanedeki eğitiminizde öğretildiği şekilde yapılmalıdır.

3-Karbonhidrat sayımı ile istediği her şeyi yiyebilir (mi acaba?)

Karbonhidrat sayımı olmazsa olmaz. Ama çarpıtılıyor ve maalesef diyabetlilerin her istediğini yiyip ona göre insülin yapabileceği gibi yanlış bir kanıya sebep oluyor. Uzun vadede de karaciğer yağlanması ve aşırı kilo alımı gibi sorunlara sebebiyet veriyor. Özellikle Facebook üzerindeki Tip 1 diyabet gruplarında göreceğiniz Künefe kaç cho? Kıymalı gül böreği kaç cho? gibi muhabbetleri yanlış algılamayın. Şahsi fikrime göre böreksiz hayat olmaz, ama haftada üç defa da börek yenmez: günah değil mi çocuğa?

Yine de karbonhidrat sayımı bence mutlaka öğrenmeniz gereken bir yöntem. Eğitimini alın, aldıktan sonra da mutlaka Doç. Diyetisyen Emel Özer’in Diyabetliler İçin Hayatı Kolaylaştırma Kılavuzu isimli kitabı edinin. Elleri dert görmesin, kitabın içinde her türlü yiyeceğin karbonhidrat miktarı yazıyor.



4-Çocuğu bunaltmayın

Hayatı boyunca sürekli planlı ve iğnelerle iç içe yaşamak zorunda kalacağı için çok güçlü bir çocuğunuz olacak. Sağlıklı olsun derken de mutsuz ve obsesif bir çocuğa dönüşmesin. Ciddi başka hastalıkları yoksa bırakın arada çok istediği yemekleri serbestçe yesin. Karbonhidrat sayımını öğrenmek bu yüzden çok önemli işte.

Ayrıca tecrübe ile sabit olan bir durum daha var: on çocuktan dokuzu ne yasaksa kafayı onu yemekle bozacaktır.

5-Acaba şekerine mi baksam?

Tecrübe ile sabittir. Bu düşünce aklımdan her geçtiğinde kızımın kan şekerine bakarım. Sonra iyi ki bakmışım derim. İnsülin çocuklarımızın hayatını kurtarıyor evet, ama tehlikeli bir çare olduğu da bir gerçek. Size muhtemelen o kadar çok şekerini ölçmenize gerek yok denilmiş olabilir, ama ben bu konuda içgüdülerime güveniyorum.

Bade’nin kan şekerini biz parmaktan ölçüm yöntemi veya Freestyle libre ile yapıyoruz. Cihazı Avusturya’dan getirtiyoruz. Yok böyle bir rahatlık diyebilirim. En güzel özelliği minicik olması ve kola takılması, 14 gün boyunca kullanılabilmesi ve kan şekerinin yükselişte veya düşüşte olduğunu göstermesi.

6-A diyeti, B Kürü, C otu, Ç kökü, D suyu, E yağı ile Tip1 Diyabet tedavisi

Tip 1 diyabetin şifası illa ki vardır, ama limon sıkılmış yoğurdu çocuğa yedirip sonra da iyileşmesini bekleyerek kendinizi boşuna ümitlendirmeyin. Kök hücre tedavisi konusunda ben umutluyum. Biraz sabır.



7-Kendinize iyi bakın

Hastanede kalırken 16 yaşındaki kızına Tip 1 Diyabet teşhisi konduktan sonra üzüntüden kolon kanseri olan bir teyzeyle tanıştım. Oğluna tip 1 diyabet teşhisi konulduktan sonra sinirleri aşırı yıpranan, ve sırf bu yüzden eşiyle boşanma noktasına gelen bir bayanla tanıştım. Daha çok hikayem var.

Tip 1 Diyabet tüm aile üyelerini etkileyen bir hastalık, ancak en çok anneler etkileniyor çünkü genellikle sorumluluk annelerde oluyor.

Tabii şunu yapın, bunu yapın demek kolay diyeceksiniz. Sen de hipotiroid oldun da diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama bir gerçek var : endişe ve mutsuzluk hasta eder ve çocuğunuzun size, hem fiziksel hem de duygusal yönden, ihtiyacı var. Yukarıda da dediğim gibi: siz artık bir pankreassınız.

Ben stresli, üzüntülü günleri bu blog sayesinde atlatmaya çalışıyorum. Yani okuyorum, üretiyorum, yazıyorum ve fotoğraf çekiyorum. Kendimi her mutsuz ya da gergin hissettiğimde rahatlatıcı müzikler dinliyorum, yürüyorum, okuyorum, papatya çayı içiyorum, ılık bir duş alıyorum. Sosyal medyada geçirdiğim zamanı kısıtlıyorum. İlk büyük şok sonrası bunalımda hissetmeniz normal, ama bu süre uzuyorsa ve geçmek bilmiyorsa bir an evvel toparlanmaya bakın.

8-Bade nasıl besleniyor ?

Kahvaltıda serbest gezen tavuk yumurtası, zeytin, peynir, meyve, kuruyemiş tüketiyor. Bazen yanına kahvaltılıklar/ekmekler bölümünde göreceğiniz hamurişlerinden yapıyorum. Bazen de siyez unundan krep tüketiyor. Bazen gizlice ağzına beyaz ekmek tıkıştırdığını da duymuyor değilim.

Öğle yemeğini okulda ve genelde serbest yiyor. Çorba ve yoğurt vazgeçilmezi. Okulda sebze veya et yemeğinin yanında pilav veya makarna çıkıyor ve mutlaka yemek istiyor: ben de hemşiremizin kontrolünde bir miktar yemesine izin veriyorum. Öğrendiğime göre geride bir minik pirinç tanesi bile bırakmıyormuş. Ama, yoksunluk çekmiyor ve çok mutlu.

İkindi kahvaltısını okulda yapıyor, ve genellikle meyve ve kuruyemiş tüketiyor. Bu öğünde kek, kurabiye, poğaça tarzı şeyler de veriliyor. Bu durumlarda genellikle muadilini yapıp yanında gönderiyorum.

Akşam yemeğinde genellikle çorba, yoğurt, sebze ve protein tüketiyor. Her gün mutlaka kendi mayaladığım kefirden içiyor. Hafta sonları mutlaka sevdiği şeyleri yapmaya özen gösteriyorum. Siyez unundan pizza, yerli mahsul organik pirinç pilavı, fırında tatlı patates, tatlı patatesten kumpir veya püre gibi.



9-Okulda kan şekeri takibini nasıl yapmalı?

İmkanınız varsa mutlaka, mutlaka hemşiresi olan bir okula gönderin. Çoğu öğretmen maalesef sorumluluk almak istemiyor. Sonuç olarak diyabetli öğrenciler ve aileleri büyük sıkıntı çekiyor. Ben hemşiremize her sabah insülin dozu ve yemek listesi ile alakalı notlarımı teslim ediyorum. Olağanüstü durumlarda da haberleşiyoruz.

10-Diyabetle arkadaş olun

İşte bu tam bir kuyruklu yalan. Hiçbiriniz diyabeti sevmeyeceksiniz, arkadaş falan da olmayacaksınız. Hayır, diyabet evin istenmeyen bireyidir. Birlikte yaşamak zorunda olduğunuz, ama bir türlü kurtulamadığınız.

Onunla kavga ederseniz hayatınızı zorlaştırır. Çok haşır neşir olursanız da psikolojinizi bozar. En iyisi varlığını sessizce kabullenmek ve ona kafayı çok takmadan hayatınızı mümkün olduğunca normal bir şekilde sürdürmeye çalışmaktır. Şu an mümkün olmadığını düşünüyor olabilirsiniz, ama alışacaksınız. Söz veriyorum.

İyi şekerli, mutlu günler!

 

Comments (4)

  • elinize yüreğinize sağlık kendimi anlattınız sanki bana ……

    Cevapla
    • çok teşekkür ederim..sevgiler

      Cevapla
  • Merhabalar..suan aynen bahsettiginiz durumdayiz..kizim 5.5 yasinda 15 gun once tani aldi.elim titreyerek insulin yapiyorum kendimi toparlamaya calisiyorum.sık sık kendimi banyoya kapatip Ağlıyorum belki bi caresi vardir diye kendimi kandiriyorum.bu ruh halinden kurtulmaya calisiyorum direniyorum ama belliki sizin dediginiz gibi bana gerekli olan sey sadece zaman.kizima da ayni sekilde.kan almak işkenceydi ilk gunlerde.simdi biraz daha rahat geçiyor kan olcumleri.freestyle libreyi nasil temin ettiginizi yazabilir misiniz lütfen? Bizim karsimiza bi cok engel çıktı.

    Cevapla
    • merhabalar, şu an böyle hissetmeniz çok normal. gerçekten ömür boyu sürecek ve maalesef yıpratıcı bir hastalık. ilk şok geçince alışacaksınız. freestyle libre almak için yurtdışında oturan bir tanıdığınızın olması gerekiyor. Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya gibi ülkelerde.

      Cevapla

Write a comment